Birkaç gün önce chip.com.tr’de bir haber gördüm. Başlığı şuydu: “Gençler neden telefonlara cevap vermiyor? Uzmanlar nedenini açıkladı.” Açıp okumaya başladım; acaba gençler de benim düşündüğüm gibi mi düşünüyor diye merak ettim. Yazıda bana yakın gelen yerler oldu, farklı düşündüğüm noktalar da. Ama asıl dikkatimi çeken, telefonun çalmasıyla ilgili hislerimin yalnız bana ait olmadığını görmekti. Haberde 18-34 yaş grubundaki insanların büyük çoğunluğunun mesajlaşmayı telefon görüşmesine tercih ettiği, önemli bir kısmının gelen aramaları hiç yanıtlamadığı ve beklenmedik bir aramanın çoğu kişide kötü haber ihtimali uyandırdığı anlatılıyordu. Bu veriler, telefonun çalmasının herkes için aynı anlama gelmediğini gözler önüne seriyor.
Ben ise genellikle telefon numaramdan aranmak istemiyorum. Buna WhatsApp dahil. Bunu kabaca iletişimden kaçmak olarak da saymıyorum; daha çok müsaitlik durumuma ve zihinsel alanıma saygı duyulmasını istemek olarak görüyorum. Hem şöyle de bir şey var; mesajlaşırken söylemek istediklerimi daha doğru yansıtabiliyorum çoğu insanın aksine. Ancak telefonda ne diyeceğimi belirlemek zamanımı alıyor ve bu da gereksiz yere stres-kaygı bozukluğuna yol açıyor. Amma da kasıyorsun diyenlere inat, zaten hiç alışkın değilim telefonla konuşmaya. Ekranımda bir numara belirdiğinde, o an ne yapıyor olursam olayım konuşmaya hazır hâle gelmem de bekleniyor. Oysa her an herkese açık bir hat olmak zorunda hissetmiyorum. Mesaj yazdığımda yanıtı düşünmek, doğru kelimeyi seçmek ve konuşmayı kendi hızımda sürdürmek çok daha mümkün oluyor. Telefon görüşmesi ise anlık tepki isteyen canlı bir performans gibi işliyor. BBC’nin iletişim araştırmalarına dayanan analizinde de senkron iletişimin insanda kontrol kaybı ve kaygı yarattığı belirtiliyor. Telefonla konuşmaktan nefret etmemin ardında bu senkron zorunluluk var.
Telefonla konuşmanın ve zaman zaman mesajlaşmanın aksine yüz yüze görüşmeyi bu yüzden daha verimli buluyorum. Yüz yüze iletişimde sesin yanında beden dili, bakış, mekân ve karşı tarafın hâli devreye giriyor. Karşımdaki kişinin yorgun olduğunu, acele ettiğini ya da geri çekilmek istediğini fark edebiliyorum, konuşmanın seyrini buna göre daha kolay ayarlayabiliyorum. Telefon görüşmesi bu zenginliği yalnızca sese indirgerken kişiyi o anda orada olmaya zorluyor. WeForum’un aktardığı Cornell Üniversitesi çalışmasına göre yüz yüze yapılan taleplerin yaklaşık sekizde biri olumlu yanıt alırken sesli aramalarda bu oran yüzde 44’e kadar düşüyor. Bu sonuç, yüz yüze görüşmenin hem daha sıcak hem açık biçimde daha etkili bir kanal olduğunu bizlere gösteriyor.
Peki telefon görüşmesi neden hâlâ bu kadar fazla dayatılıyor? Baudrillard’ın Simülasyon Kuramı bu soruya güçlü bir açıklama getiriyor. Baudrillard’a göre içinde yaşadığımız dünya, gerçeğin yerini alan göstergeler ve modeller dünyasıdır; medya ve iletişim araçları kendi hipergerçekliklerini yaratır. Telefon da böyle bir simülasyon aracı gibi çalışır. Bir yandan iletişim vaat eder, öte yandan iletişimin en dolaysız, bedensel ve bağlamsal hâlini ortadan kaldırır. Ses, kişinin kendisi yerine o an üretilmesi gereken bir temsile dönüşür. Telefon görüşmesinde duyduğumuz ses, karşımızdaki insanın bütünüyle aynı şeyi sayılmaz. O an için inşa edilmiş bir performanstır. Bu yüzden telefonla konuşmak çoğu zaman bir insanla değil, o insanın acil durum versiyonuyla konuşmak gibi hissettirir. Baudrillard’ın uyarısı da burada anlam kazanıyor: “Gerçek simüle edildikçe daha gerçek görünür, ama aslında yerini bir göstergeye bırakır.”
Gösterge olarak bahsettiğim şey, telefon ekranında beliren isim, karşındaki insanın kendisi değil, onun yerine geçen bir göstergedir. “Anne” yazısı anneni değil, annenin telefondaki temsilini gösterir; ahizeden gelen “alo” ise o kişinin bütünü değil, hatta sığdırılmış bir performanstır. Yani gerçek kişi çoktan çekilmiştir, yerinde yalnızca işareti kalmıştır. Baudrillard’ın dediği gibi gerçek simüle edildikçe daha gerçek görünür, ama aslında yerini bir göstergeye bırakır.
Teknolojinin getirdiği bu “hazıra konma” alışkanlığı bu tabloyu daha da belirginleştiriyor. Mesajlaşma, e-posta, sesli not derken iletişimin zahmetli kısmı, yani o an orada olmak, doğaçlama yapmak, bedenle ve sesle var olmak giderek gereksizleşiyor. Teknoloji her şeyi ayağımıza hazır getiriyor. Biz de bu hazır nesneleri tüketir gibi iletişimi tüketiyoruz. Oysa yüz yüze görüşmenin verimliliği tam da bu zahmetten, emek verilmiş bir karşılaşma olmasından geliyor. İnsanlar kendilerine hazır sunulan bir mesajdan çok, karşılarında gerçekten var olan birini görünce daha fazla karşılık veriyor. Telefonla aranmaktan hoşlanmamam, bu hazır iletişim kültürüne karşı bir direnç demek. O an müsait değilsem, zihnim başka bir yerdeyse ya da sadece sessizliğe ihtiyacım varsa bunu bir mesajla açıkça söyleyebilmeliyim veyahut bunu yüz yüze geldiğimizde belirtmeliyim. Telefonun çalması bu hakkı elimden alıyor. “Karşı tarafın aciliyeti benim mevcudiyetimin önüne geçiyor.”
Sonuçta telefonla aranmayı tercih etmiyorum, çünkü daha sahici bir iletişim istiyorum. Yüz yüze görüşmenin verimliliği, simülasyonun konforundan vazgeçmeyi göze alacak kadar cesur olmaktan geçiyor. Baudrillard’ın uyarısı da boşuna sayılmaz: Gerçek simüle edildikçe daha “gerçek” görünür, ama aslında yerini bir hiçliğe bırakır. Ben, telefonun ekranında beliren o hiçliği istemediğimden dolayı yüz yüze iletişimin gerçek varlığını arıyorum.
Kaynakça
Baudrillard, J. (2014). Simülakrlar ve simülasyon (O. Adanır, Çev.). Doğu Batı Yayınları. (Orijinal eserin yayım tarihi 1981)
Baudrillard, J. (2006). Kusursuz cinayet (N. Sevil, Çev.). Ayrıntı Yayınları. (Orijinal eserin yayım tarihi 1995)
Chip.com.tr. (2026, 15 Ekim). Gençler neden telefonlara cevap vermiyor? Uzmanlar nedenini açıkladı. https://www.chip.com.tr/guncel/gencler-neden-telefonlara-cevap-vermiyor-uzmanlar-nedenini-acikladi_184587.html
BBC Learning English. (2024). Why we’ve stopped answering the phone. https://www.bbc.com/learningenglish/chinese/features/take-away-english/ep-241028
World Economic Forum. (2022). Workers are underestimating the power of in-person communication. https://www.weforum.org/stories/jobs-and-the-future-of-work/work-meetings-remote-in-person-advantages/




Bir yanıt yazın