Günümüz televizyon dünyası, özellikle de gündüz kuşağı yemek programları ve akşamları yayınlanan yarışmalar, hiç kuşkusuz büyük bir dönüşüm yaşıyor. Artık ekranlarda gördüğümüz yüzlerin çoğu, gerçek bir yetenek veya uzmanlıktan ziyade, sosyal medya takipçisi kazanma ve popülaritesini artırma hedefiyle orada bulunuyor. İsim vermeye gerek yok, ancak neredeyse her programda, aslında pek de bir yeteneği olmayan, hatta çoğu zaman bilgi eksikliğiyle dikkat çeken ama sırf ortalığı karıştırarak dikkat çekmeyi hedefleyen kişilerle karşılaşıyoruz.
Bu durumun temel motivasyonu oldukça açık: Hem kanalın reytinglerini yükseltmek hem de bu kişilerin kendi sosyal medya hesaplarına takipçi kazandırmak. Kameralar önünde sergilenen bu “şovlar”, çoğu zaman gerçekliğin çok uzağında ve tamamen planlı senaryolar üzerine kurulu. Bir yeteneksizliğin pervasızca sergilenmesi, ani çıkışlar, gereksiz tartışmalar ve hatta skandallar, kısa sürede sosyal medyada gündem olup viral hâle gelerek bu kişilere istenen popülariteyi kazandırıyor.

Peki, bu strateji gerçekten işe yarıyor mu? Ne yazık ki, evet. Kısa sürede bu kişilerin takipçi sayıları inanılmaz derecede artıyor, bir anda “ünlü” veya “fenomen” etiketiyle anılmaya başlanıyorlar. Toplumun farklı kesimlerinden, özellikle de genç nesillerden oluşan geniş bir kitle, bu kişileri rol model olarak görmeye ve her adımını takip etmeye başlıyor. Bu durum, anlık şöhretin ve kolay yoldan ünlenmenin cazibesini bir kez daha kanıtlıyor.
Ancak burada asıl sorun başlıyor: Kimi ünlü edeceğini bilemeyen bilinçsiz bir izleyici kitlesi, bu durumun bedelini kısa veya uzun vadede ödüyor. Çünkü bu anlık şöhretler, çoğu zaman taşıdıkları ünün ağırlığını kaldıramıyor ve ne yazık ki toplumda olumsuz bir etki yaratıyorlar. Gerek sosyal medya paylaşımlarıyla gerekse televizyon ekranındaki söylemleri ve yaptıklarıyla, zamanla toplumda kötü bir imaj çiziyor ve hak etmedikleri bir ünle anılıyorlar.
Bu durum, aslında televizyonun ve sosyal medyanın geldiği tehlikeli noktayı gözler önüne seriyor. Gerçek yeteneklerin, emeğin ve değerlerin göz ardı edildiği, sadece anlık şöhret ve takipçi uğruna her şeyin mübah sayıldığı bir sistemde hem televizyonun kalitesi düşüyor hem de toplumsal değerler yara alıyor. Genç nesillerin doğru rol modellerden mahrum kaldığı, kolay yoldan başarıya ulaşma yanılgısına kapıldığı bir ortamda, bu durumun uzun vadeli etkileri oldukça yıkıcı olabilir.
Medyanın ve sosyal platformların bu tür içeriklere prim vermesi, aslında toplumsal sorumluluklarını göz ardı etmeleri anlamına geliyor. İzleyici olarak bizlerin de bu tür niteliği düşük içeriklere karşı daha seçici olması, gerçek değerlere odaklanması ve bilinçli tüketim alışkanlıkları geliştirmesi büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, ekranlardaki bu “takipçi avcılığı” daha da yaygınlaşacak ve toplumun genel kültür seviyesini aşağı çekmeye devam edecektir.


Yorum bırakın