Yakın bir zamanda toplumsal cinsiyet rolleri ve kimlik üzerine inşa edilmiş, bugün bakıldığında oldukça garip ve ayrımcı sayılabilecek uygulamalar mevcuttu. Bu uygulamalar, gündelik hayatın içinden medeni hukukun derinliklerine kadar uzanıyordu. Gelin, o dönemin izlerini taşıyan ve günümüzde büyük ölçüde değişen bazı çarpıcı örnekleri detaylıca inceleyelim.
Toplu Taşımada Cinsiyetçi Anonslar ve Kart Okuma Makineleri: Bir Bip Sesinin Ötesi
Bir zamanlar şehirlerimizin toplu taşıma araçlarında, otobüs, tren ve metrolarda binen herkesin aşina olduğu ancak pek de sorgulamadığı bir durum vardı: kart okuma makinelerinin cinsiyete göre farklı sesli yanıtlar vermesi. Kadınların kartlarını okuttuğunda kadın sesi, erkeklerin kartlarını okuttuğunda ise erkek sesiyle “öğrenci bay” veya “öğrenci bayan” gibi anonslar yapılırdı. Bu uygulama, cinsiyet ayrımcılığının ne kadar ince detaylara nüfuz ettiğinin ilginç bir örneğiydi. Oysa bugün anlamsız gelen bu durumun yerine, şimdilerde kadın ya da erkek sesi fark etmeksizin rastgele bir ses tonu kullanılıyor. Hatta çoğu zaman yalnızca bir bip sesi yeterli olurken, sistemin bu şekilde sesli geri bildirim verme ihtiyacı dahi sorgulanabilir nitelikte. Zira herkesin, diğer yolcuların tam, öğrenci ya da serbest kartla biniş yaptığını duyması, kişisel bir bilgi gizliliği ihlali olmasa da gereksiz bir şeffaflık olarak görülebilir ve bu dönemlerde bu bilgilerin cinsiyetçi bir bağlamda duyurulması başlı başına bir ayrımcılıktı.

Nüfus Cüzdanlarında Mavi-Pembe Dönemi: Renklerin Anlamı ve Tek Kimliğe Geçiş
Yakın geçmişimizin bir başka önemli ayrımcı simgesi ise mavi ve pembe nüfus cüzdanlarıydı. Erkekler için mavi, kadınlar için pembe olarak basılan bu kimlik kartları, bireylerin en temel resmî belgelerinde dahi cinsiyetlerini renklerle ayırmasıyla dikkat çekiyordu. Bu durum, toplumsal cinsiyet rollerinin ne denli derinlere kök saldığını ve kimliklendirme sürecinde bile bu ayrımın gözetildiğini gösteriyordu. Neyse ki, bu konuda da önemli bir adım atıldı ve tek bir renkte nüfus cüzdanı uygulamasına geçildi. Bu değişiklik, kimliklerimizdeki gereksiz cinsiyet vurgusunu ortadan kaldırarak, bireylerin cinsiyetleri yerine vatandaşlıklarını ön plana çıkaran modern bir yaklaşımı benimsememizi sağladı. Bu adım, eşitlik yolunda atılan büyük ve sembolik bir kazanımdı.
Evlilikte Kadınların Soyadı ve Nüfus Kütüğü Sorunsalı: Kimliğin Devri
Medeni hukukumuzda, özellikle de evlilikle ilgili konularda kadınlar aleyhine işleyen ve uzun yıllar tartışma konusu olan bir başka uygulama daha vardı: Evlenen kadının, kendi soyadından vazgeçerek erkeğin soyadını alma zorunluluğu ve nüfus kütüğünde eşinin doğum yerinin esas alınması. Bu durum, kadının evlilikle birlikte adeta “kocasının ailesine ait” bir konuma geçtiği algısını pekiştiriyordu. Kadın, kendi doğum yeri veya ailesinin kütüğü yerine, eşinin doğduğu yere kaydedilerek, bireysel kimliğinden ve köklerinden bir anlamda feragat etmek durumunda bırakılıyordu. Bu uygulama, eşit bireyler olması gereken eşler arasındaki hiyerarşiyi derinleştiriyor ve kadının kimliğini eşinin kimliğine bağlı kılıyordu. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemli bir hukuki boşluk ve ayrımcılıktı.

Hukuki Düzenlemeler ve Toplumsal Algının Değişimi
Yukarıda bahsedilen bu ayrımcı uygulamalar, zamanla toplumsal duyarlılığın artması ve uluslararası insan hakları normlarına uyum çabaları sayesinde büyük ölçüde değişti. Özellikle soyisim konusunda kadınların kendi soyadlarını kullanabilme hakları yönünde önemli hukuki düzenlemeler yapıldı. Kadınlar artık evlendiklerinde yalnızca eşlerinin soyadını almak zorunda değiller; isterlerse kendi soyadlarını da kullanabiliyorlar, hatta dava yoluyla sadece kendi soyadlarını kullanma hakkını da elde edebiliyorlar. Ancak nüfus kütüğü meselesi hâlâ aynı durumda. Belki bu da gelecekte atılması gereken somut adımlardan biri olabilir. Bu değişiklikler, kadınların bireysel kimliklerini evlilik kurumu içinde de koruyabilmelerini sağlayarak, cinsiyet eşitliği ilkesinin güçlenmesine katkıda bulundu.
Geçmişten Alınan Dersler ve Geleceğe Bakış
Toplumsal cinsiyet eşitliği yolculuğu, bu örneklerde görüldüğü gibi, geride bıraktığımız dönemlerde pek çok zorluk ve ayrımcılıkla dolu olsa da önemli kazanımlar da elde etti. Toplu taşıma anonslarındaki sesli yanıtların değişmesi, nüfus cüzdanlarının tek renge indirgenmesi ve evlilikte soyadı konusundaki esneklikler, atılan önemli adımları temsil ediyor. Ancak bu durum, mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Toplumun her kesiminde cinsiyet eşitliğinin tam olarak tesis edilmesi, kadın ve erkeklerin her alanda eşit hak ve fırsatlara sahip olması için hâlâ yapılması gerekenler var. Geçmişteki bu ayrımcı uygulamaları hatırlamak, bize ne kadar yol kat ettiğimizi ve gelecekteki hedeflerimiz için ne denli kararlı olmamız gerektiğini bir kez daha gösteriyor.


Yorum bırakın