Sinema bir zamanlar yalnızca bir film izleme deneyimi değil, aynı zamanda bir kültürel etkinlikti. Büyük perdede film izlemek, ışıkların sönmesiyle başlayan o kolektif heyecan, patlamış mısırın kokusu, perdede yankılanan seslerle o anın içinde kaybolmak… Ancak bugün sinema salonları, birçoğumuz için artık eskisi kadar cazip değil. Bilet fiyatlarının hızla artması, bazı salonların hâlâ konforsuz yapısını koruması ve dijital platformların erişilebilirliği bu kültürün geleceğini ciddi şekilde tehdit ediyor.

Artık insanlar bir filme gitmeden önce iki kez düşünüyor. Ortalama bir sinema bileti fiyatı, yanına birkaç içecek ve atıştırmalıklar eklendiğinde neredeyse lüks sayılabilecek bir etkinliğe dönüşüyor. Özellikle bir ailenin ya da arkadaş grubunun sinema salonuna gitmesi, ciddi bir maliyete sebep olabiliyor. Üstelik bu kadar yüksek bedellere rağmen konforsuz koltuklar, küçük salonlar ve kalabalık ortamlarla karşılaşmak mümkün. Bu durum da sinema deneyimini olması gerekenden uzaklaştırıyor.
Buna karşılık dijital platformlar oldukça cazip seçenekler sunuyor. Aylık sabit bir ücret karşılığında yüzlerce filme erişim sağlamak mümkün. Üstelik istenilen saatte, istenilen cihazdan, reklamsız ve durdurma seçeneğiyle. Yağmurlu bir pazar günü, dışarı çıkmak zorunda kalmadan; koltuğuna uzanarak, sıcak içeceğini eline alarak, abur cuburunu önceden hazırlayarak bir film gecesi yapmak artık çok daha ulaşılabilir. Bu konforlu alan, sinema salonlarının sunduğu deneyimle yarışır hâle geldi. Hatta bazı izleyiciler için bu deneyim, çok daha keyifli hâle bile gelmiş olabilir.
Ancak bu noktada acı bir gerçek var: Sinema kültürü yavaş yavaş yok oluyor. İnsanların bir araya gelerek bir filmi aynı anda deneyimlediği, ortak duygular yaşadığı, sosyalleşmenin bir parçası olan bu kültürel alan, bireyselleşen dijital izleme alışkanlıkları karşısında geri plana düşüyor. Belki teknik anlamda sinema salonları daha gelişmiş bir ses ve görüntü kalitesi sunuyor, fakat dijitalleşmenin getirdiği esneklik ve maliyet avantajı tercihleri değiştirmiş durumda.
Öyle ki bu gidişat sadece sinema salonlarını değil, sinema sanatını da etkileyebilir. Salonlar için çekilen filmler ile dijital platformlar için üretilen içerikler arasında hem yapım süreci hem de anlatı açısından farklar oluşuyor. Seyirci beklentisi değişiyor, tempo hızlanıyor, anlatı teknikleri dönüşüyor. Bu değişim kaçınılmaz olabilir. Ancak sinema kültürünün yok oluşu yalnızca bir izleme alışkanlığının değişimi değil, bir sosyo-kültürel mirasın sessizce kaybolması anlamına da geliyor.

Belki çözüm, bu iki deneyimi birbirine düşman gibi görmek yerine, bir arada yaşatabilecek bir dengeyi kurmakta. Sinema salonları fiyat politikalarını gözden geçirip deneyim kalitesini artırabilir; dijital platformlar ise daha kolektif izleme seçenekleri sunarak bu kültürü dijitalde de yaşatabilir. Aksi takdirde, bir nesil daha sinema salonuna gitmeden büyürse, sinema kültürü anılarda kalan bir nostaljiye dönüşebilir. Bu durum ise yıllardır süregelen bir geleneğin kaybı olur.


Yorum bırakın