IMDb Tapınması: Başkasının Zevkiyle Film Seçmek Nereye Kadar?

Film izlemek, aslında oldukça kişisel bir deneyimdir. Her sahne, her replik, her müzik bir izleyicide farklı duygular uyandırabilir. Bir filmde sizi etkileyen bir detay, başkasının hiç dikkatini bile çekmeyebilir. Oysa bugün geldiğimiz noktada, birçok kişi film ya da dizi tercihini yaparken önce IMDb puanına bakıyor. 8.0 üzeriyse izlenir, 6.5’sa eh işte, 5’li puanlardaysa hemen göz ardı edilir. İşte tam da burada sormamız gerekiyor: Biz gerçekten kendi zevkimizle mi izliyoruz, yoksa başkalarının puanlamalarına mı teslim oluyoruz?

IMDb, elbette sinema dünyasında önemli bir referans kaynağı. Milyonlarca kullanıcının oy verdiği, eleştiriler yazdığı, devasa bir veri tabanı. Ancak bu sistem çoğu zaman yüzeysel bir yönlendirme aracı haline geliyor. Çünkü bu puanlamalar, dünyanın dört bir yanından çok farklı kültürlere sahip insanlar tarafından yapılıyor. Yani bir Amerikan izleyicinin ortalama beklentisiyle, bir Türk izleyicinin beğeni algısı her zaman örtüşmeyebilir. Bu durumda “yüksek puan” gerçekten sizin için kaliteli anlamına mı geliyor?

Ne yazık ki bu puan bağımlılığı, sinema dünyasının özgün ve derinlikli eserlerine olan ilgiyi köreltiyor. Birçok kişi sadece yüksek puanlı, çok konuşulan yapımları izlemekle yetiniyor. Oysa sinemanın asıl büyüsü, keşfetmektir. Popüler platformlara düşmeyen, reklamı yapılmayan, hatta IMDb puanı bile olmayan filmler arasında öyle cevherler var ki… Ama insanlar, sırf bir yıldız sisteminde yeterince parlamadığı için bu eserleri hiç tanımıyor bile.

Dahası, IMDb puanlarının oluşma süreci de tartışmalı. Bazen bir film çıkmadan önce bile belirli çevrelerin olumlu ya da olumsuz kampanyalarıyla puanlar şekillenebiliyor. Toplu oylamalar, taraflı yorumlar, belli kültürel ön yargılar… Tüm bunlar puanlara yansıyor. Ama bizler, bu karmaşık dinamikleri görmezden gelip sadece sonuca odaklanıyoruz: Kaç puan almış?

Puanların dışında bir de şu var: Kimi zaman izleyiciler, sadece popüler yapımlar arasında seçim yapıyor. Çünkü sosyal çevrede konuşulacak, arkadaşlarla paylaşılacak, “Ben de izledim” denilecek şeyler arıyorlar. Bu da izleme eylemini bireysel bir keyiften çıkarıp, toplumsal bir onay aracı haline getiriyor. Oysa sinema, önce “kendin için” izlenmeli. “Sana ne hissettirdi? Seni düşündürdü mü, sarsıldı mı kalbin?” IMDb ve oylayan insanlar sana bunu söyleyemez.

Film izlemek bir yolculuktur. Ve bu yolculuk bazen yanlış yollardan geçer, bazen ummadığın bir sahnede seni yakalayıverir. IMDb puanı düşük olan bir film, hayatınız boyunca hatırlayacağınız bir repliği de barındırabilir ya da o düşük bütçeli, neredeyse kimsenin adını bilmediği bağımsız yapım, sizi bir süre sonra hayata başka türlü bakmaya zorlayabilir.

Kimi zaman bir filmin dili sizi yakalar kimi zaman ışığı kimi zaman da oyunculuğun doğallığı. Bunların çoğu, puanlara yansımayan, istatistiklerle ölçülemeyen detaylardır. Bir film, herkesin “bayıldığı” bir yapım olabilir ama sizi hiç etkilemeyebilir. Bu sizi sıra dışı yapmaz, sadece sizi siz yapar. Sinema da zaten bu bireysellikte anlam kazanır.

Elbette IMDb, BeyazPerde ve Sinemalar gibi platformları tamamen yok sayalım demiyorum. Yeri geldiğinde bir fikir edinmek, benzer türleri bulmak ya da izleyici yorumlarına göz atmak için faydalı olabilir. Ancak bu platformlar yalnızca “yardımcı araçlar” olmalı. Asıl karar, sizin duygularınıza, sizin arayışlarınıza ve sizin meraklarınıza dayanmalı.

Kendi keşiflerinizi yapmaktan korkmayın. Bazen rastgele izlediğiniz bir film, hiç ummadığınız duygular uyandırabilir. Kimsenin adını bilmediği bir dizi, sizi günlerce düşündürebilir. Bu özgünlük, izleme deneyiminizi hem daha özel hem de daha samimi kılar.

Unutmayın, herkesin sevdiği bir şeyi sevmek kolaydır. Asıl değerli olan, sizin sadece kendiniz için sevdiğiniz şeyleri bulmanızdır. O yüzden bir sonraki film seçiminizde puanlara değil, iç sesinize kulak verin. Belki de en iyi film, henüz kimsenin radarına takılmamış o düşük puanlı yapımdır ya da IMDb’ye bile girmemiş bir yönetmenin, sessizce anlattığı bir hikâyede sizi bekliyordur.


ATAKAN ULU sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Ben Atakan

Felsefe, sosyoloji ve eğitim gibi alanlarda düşünüyor, araştırıyor ve yazıyorum. Bu köşe hem kişisel sorgularımı hem de kaynaklı çalışmalarımı paylaşmak için var.

Gerçeğin yerini imajların aldığı bir çağda, düşünmek bir direniş biçimidir.

646 tıklama