Dilimiz Kimliğimizdir: Öz Türkçemize Sahip Çıkalım!

Bugün sizlerle içimde uzun süredir çınlayan, bir dil işi olmaktan öteye geçen; özlüğümüzle, töremizle ve geleceğimizle doğrudan ilgili bir konuyu paylaşmak istiyorum: Türkçemize sahip çıkmak. Günlük yaşamın koşturmacası içinde, ayrımına varmadan dilimize yerleşmiş yabancı sözcüklerin akınına tanık oluyoruz. Sanki her biri dilimizin öz yapısına birer yama gibi yapışmış, onu bozuyor ve bizleri köklerimizden uzaklaştırıyor. Oysa dilimiz, atalarımızdan bize kalan en değerli varlığımız, özlüğümüzün en temel taşı, tarihimizin ve ekinimizin canlı bir yansıması.

Ben de bu konuda kendime ve çevreme bir söz verdim: Türkçe sözcükleri daha çok kullanacağım, onları günlük yaşamıma daha çok katacağım. Bu, yalın bir sözcük seçimi işi değil; bir duruş, bir bilinç işidir. Örneğin, ‘mesela’ yerine ‘örneğin’ demenin, ‘yoğun olmak’ yerine ‘meşgul olmak’ demenin kulağa ne denli tanıdık ve içten geldiğini ayrımına vardım.

Bu, benim için de bir başlangıç. Amacım, kullandığım her sözcüğün hem dilimize uygun hem de içinde bulunduğu duruma göre en anlamlı olanını seçmek. İngilizce, Arapça, Farsça gibi dillerden dilimize girmiş, kimi zaman anlam kaymalarına bile yol açan sözcüklerden olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. Eğer tam olarak kaçınmak elde değilse bile, en azından o sözcüğün ünlü uyumlarına dikkat etmeye özen gösteriyorum. Bu uyumlar, dilimizin kendine özgü tartımını (ritmini) ve uyumunu koruyan, adeta soysal şifreleri gibidir. Biliyorum, bu ilk bakışta küçük bir çaba gibi görünebilir; ancak unutmayalım ki, damlaya damlaya göl olur misali, dilimizi koruma ve geliştirme çabamıza hep birlikte, küçük adımlarla da olsa omuz verebiliriz. Her birimizin attığı küçük adım, büyük bir başkalaşımın başlangıcı olabilir.

Peki, bu bilinçli dil kullanımı çabası sadece bizimle mi sınırlı kalmalı? Kesinlikle hayır. Bu ödev, kişisel olmaktan çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Yeni doğan bebeklerimize ad verirken, açtığımız dükkanlara ad seçerken ve hatta günümüzde sıkça duyduğumuz ‘plaza dili’ olarak adlandırılan, büyük ortaklıkların iletişim dilinde bile Türkçeye daha çok önem vermeliyiz. Düşünsenize, bir çocuğun adının, bir dükkanın adının ya da bir kurumun iletişiminde kullanılan terimlerin tam anlamıyla Türkçe olması ne denli anlamlı ve övünç verici olurdu!

Bu, bugünü ve gelecek kuşakları da düşündüğümüzün, onlara bırakabileceğimiz en değerli töresel kalıtlardan birini koruma çabamızın bir kanıtıdır. Dilimizle kurduğumuz bu güçlü bağ, çocuklarımıza da aktarmamız gereken en temel değerlerden biridir.

Dilimiz, canlı bir varlık gibi; onu ne denli beslersek, ona ne denli sahip çıkarsak, o denli güçlenir, varsıllaşır ve gelişir. Dilin bu canlı yapısı, bizim de töresel olarak gelişmemizi sağlar. Bizler, dilimizi koruyarak sözcüklerin yanında atasözlerimizi, deyimlerimizi, gülmecemizi, yani düşünme yolumuzu ve hayata bakış açımızı da korumuş oluruz. Yabancı sözcüklerin bilinçsizce kullanımı, dilimizi ve hatta düşün dünyamızı da etkileyebilir. Dilin yoksullaşması, düşüncenin de kısırlığına yol açabilir.

Gelin, hep birlikte bu varsıllığa, bu benzersiz kalıta daha bilinçli bir yolla sahip çıkalım. Küçük adımlarla başlayarak, dilimizi daha titiz ve özenli kullanalım ve Öz Türkçemizin o benzersiz güzelliğini, varsıllığını yeniden bulalım. Bu durum, dilbilgisi kurallarını uygulamaktan çok, dilimizin tözünü duymak ve yaşatmak demektir.


ATAKAN ULU sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Ben Atakan

Bu platform; felsefe, sosyoloji ve eğitim bilimleri arakesitinde yürüttüğüm düşünsel mesainin, araştırma süreçlerimin ve yazı çalışmalarımın bir izdüşümüdür. Burada, akademik disiplinle harmanlanmış kaynaklı çalışmaların yanı sıra, zihnimdeki kişisel sorguların izini sürdüğüm özgün bir anlatı alanı inşa etmeyi amaçlıyorum.

İmajların tahakkümü altındaki gerçeğin silikleştiği bir dönemde, düşünceyi merkeze almak ontolojik bir başkaldırıdır. Bu platform, nesnelerin ve görüntülerin ötesine geçerek hakikate temas etme gayretinin bir ürünüdür.

763 tıklama