Felsefe bölümü mezunları kendilerine neden “filozof” diyemiyor da “felsefeci” olmakla yetinmek zorunda kalıyor? Oysa sosyoloji mezunları doğrudan “sosyolog”, psikoloji mezunları “psikolog” ünvanını alırken, felsefe mezunları neden “filozof” olamıyor? Bu soru yalnızca akademik bir ayrıntı olmaktan öte ülkemizde düşünceye, düşünene ve düşünme biçimlerine verilen değerin bir yansıması.
Akademik Ünvan mı, Kültürel Statü mü?
“Sosyolog” veya “psikolog” gibi mesleki ünvanlar, ilgili alanlarda eğitim almış ve belirli bir yeterliliği kazanmış kişilere resmi olarak tanınan kimliklerdir. Bu ünvanlar hem iş piyasasında hem akademide doğrudan kabul görür. Ancak “filozof” kelimesi, yalnızca bir diploma ile kazanılamayacak kadar yüce ve soyut bir ünvan gibi algılanır.
Buradaki temel fark; “filozof” kelimesinin tarihsel ve kültürel yüküdür. Platon’dan Kant’a, Nietzsche’den Arendt’e kadar filozoflar bilgi üretmekle kalmamış, aynı zamanda insanlık tarihinin düşünsel rotasını da belirlemişlerdir. Dolayısıyla bu ünvan, çoğu zaman toplumsal ya da akademik bir dereceye değil, tarihsel etkiye ve entelektüel derinliğe bağlanır.

Felsefeci Ne Demek?
“Felsefeci” terimi, felsefe eğitimi almış, felsefeyle ilgilenen veya bu alanda çalışan kişileri tanımlamak için kullanılır. Ancak bu ifade, “filozof” kelimesine kıyasla daha yüzeysel, daha teknik ve hatta zaman zaman küçültücü algılanabilir. Oysa felsefeci, filozof olmanın ilk adımıdır. Sorun, bu adımın hiçbir zaman bir sıçramaya dönüşememesi, toplum tarafından da dönüşmesine izin verilmemesidir.
Felsefenin Toplumsal Algısı
Türkiye’de felsefe, ne yazık ki çoğu zaman soyut, “işe yaramaz”, “ekmek kazandırmaz” gibi etiketlerle anılır. Oysa Batı’da pek çok filozof, düşünce dünyasındaki katkılarıyla siyasal ve kültürel alanlarda da belirleyici olmuştur. Bizde ise felsefeyle uğraşmak, bir “hobi” gibi görülür. Dolayısıyla “filozof” olmak, entelektüel bir yetkinlik olmasının yanı sıra toplumsal meşruiyet de gerektirir. Bu meşruiyet ise Türkiye’de henüz inşa edilememiştir.
Sosyologlar, Psikologlar, Filozoflar…
“Sosyolog” ve “psikolog” ünvanları birer meslek olarak kabul görmüşken, “filozof” hâlâ bir entelektüel ideal olarak varlığını sürdürmektedir. Oysa filozofluk da tıpkı sosyologluk gibi bir düşünme pratiği, bir yaşam biçimi ve disiplinli bir akademik çabanın ürünüdür. Bu noktada üniversitelerin, akademisyenlerin ve kamuoyunun “felsefeci” ünvanını “filozof” olmaya giden bir yol olarak yeniden tanımlaması gerekir.
Sonuç: Ünvan Değil, Anlayış Meselesi
Felsefe mezunlarının filozof olarak kabul edilmemesi, bir ünvan meselesinden çok, toplumsal bir anlayış problemidir. Felsefenin ne olduğu ne işe yaradığı ve neden önemli olduğu konusunda hâlâ ciddi bir bilinç eksikliği vardır. Oysa her filozof bir zamanlar sadece “felsefeci”ydi. Sorun, bu dönüşümün desteklenip desteklenmediğinde yatıyor.


Yorum bırakın