Öldü Demek Zor, Vefat Etti Demekse Huzurun Yolu

Hayatın kaçınılmaz gerçeği ölüm olsa da bu gerçekle yüzleşirken seçtiğimiz kelimeler iç dünyamızı fazlasıyla yansıtır. Kimimiz “öldü” derken sert ve net bir gerçeği dile getiririz, kimimiz ise “vefat etti” diyerek acımızı yumuşatmaya çalışırız. İşte bu iki ifade, aslında aynı olayı anlatmasına rağmen, zihin ve kalp dünyamızda çok farklı çağrışımlar uyandırır.

“Öldü” kelimesi, sonu, yok oluşu ve geri dönüşsüzlüğü hatırlatır bize. Sanki bir kapı kapanmış, bir perde sonsuza dek inmiş gibi… Bu kelimenin ağırlığı, kimi zaman yasımızın daha da derinleşmesine neden olur. Oysa “vefat etti” dediğimizde, ölümün sadece bu dünyaya ait bir ayrılık olduğu hissine kapılırız. İlahi bir sonsuzluk, ruhani bir geçiş ve belki de yeni bir başlangıç düşüncesi doğar içimize.

Benim için sevdiklerim “ölmedi”, “vefat etti”. Çünkü ölüm kelimesi, zihnimde bir yok oluşu, karanlık bir sona varışı çağrıştırıyor. Oysa “vefat etti” dediğimde içimde bir kapı aralanıyor; sanki onlar bu dünyadan gidip bir başka yere, daha sakin, daha huzurlu bir yere geçiş yapmış gibi hissediyorum. “Öldü” demek, sanki her şeyin bittiğini, bir daha asla var olamayacaklarını kabul etmek gibi geliyor bana. Bu kelimenin ağırlığı sadece acıyı değil, umudu da yok ediyor. Ama “vefat etti” dediğimde, o yokluk duygusu yerini bir teselliye bırakıyor. İç dünyamda bu kelimeyle birlikte ilahi bir sonsuzluk fikri canlanıyor; ruhlarının hâlâ bir yerde var olduğunu, kaybolmadıklarını, yalnızca bizden ayrıldıklarını düşünmek kalbimi bir nebze olsun hafifletiyor.

Çünkü ben sevdiklerimi bir hiçliğe uğurlamadım; onları rahmete, sonsuzluğa ve belki de cennete uğurladım. Bu yüzden “vefat etti” demek benim için yalnızca dilsel bir tercih olmadı. Bu, içsel bir kabullenişin, bir inancın dışa vurumu. Onların artık bu dünyada olmayışlarını, fiziksel yokluklarını kabullenmek zor olsa da ruhlarının bir başka boyuttaki varlığı düşüncesi ile yetiniyorum. “Vefat etti” kelimesi sayesinde bu ayrılığın geçici olabileceğine, öldükten sonra da yeniden karşılaşabileceğimize dair umudumu diri tutabiliyorum. Belki de kelimeler, yasın kendisinden bile güçlüdür; çünkü nasıl yas tuttuğumuzu, nasıl başa çıktığımızı, nereye tutunarak ayakta kaldığımızı belirlerler. Ve ben, bu yasımı “vefat etti” diyerek yaşamak istiyorum; hem sevdiklerim için hem de iç huzurum için. Başkaları bu durumu nasıl düşünür ve nasıl yaşar bilmem ancak birileri yanımda sevdiklerinin yitirilişini anlatırken “öldü” kelimesini kullandığında içim ürperiyor sanki. O kişiyi orada durdurasım ve “aslında o ölmedi.” diyebilmeyi istiyorum. Yine de akışına bırakıyorum sohbeti ve her şeyi…

Dildeki her kelimenin ruhumuzda bir karşılığı vardır. Bazen bir kelime, yasımızın en derin yerlerine dokunur. Bazen ise başka bir kelime, içimize bir parça huzur bırakır. “Ölüm” ile “vefat” arasındaki fark da tam olarak budur: biri soğuk bir son, diğeri ise sessiz bir başlangıç.


ATAKAN ULU sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Ben Atakan

Bu platform; felsefe, sosyoloji ve eğitim bilimleri arakesitinde yürüttüğüm düşünsel mesainin, araştırma süreçlerimin ve yazı çalışmalarımın bir izdüşümüdür. Burada, akademik disiplinle harmanlanmış kaynaklı çalışmaların yanı sıra, zihnimdeki kişisel sorguların izini sürdüğüm özgün bir anlatı alanı inşa etmeyi amaçlıyorum.

İmajların tahakkümü altındaki gerçeğin silikleştiği bir dönemde, düşünceyi merkeze almak ontolojik bir başkaldırıdır. Bu platform, nesnelerin ve görüntülerin ötesine geçerek hakikate temas etme gayretinin bir ürünüdür.

763 tıklama