Kırmızı Çizgim: Saygı ve Sınırlarım

Hepimizin hayatta olmazsa olmazları, kişiliğimizi ve duruşumuzu belirleyen kırmızı çizgileri vardır. Benim için bu çizgilerin en başında saygı geliyor. Saygısızlığa tahammül etmekte gerçekten zorlanıyorum; öyle ki, çok sevdiğim veya değer verdiğim biri bile olsa, bu konuda asla taviz vermiyorum.

Neden Kırmızı Çizgiler Bu Kadar Önemli?

Kırmızı çizgiler, aslında kim olduğumuzu, neye değer verdiğimizi ve başkalarıyla olan ilişkilerimizde nelere izin verip nelere vermediğimizi belirler. Bu sınırlar, kendi benliğimize olan saygımızın bir göstergesidir. Her insanın kırmızı çizgileri olmalı, çünkü bu çizgiler bizi biz yapan temel değerleri korur. Saygısızlık da benim için bu değerlerden biri ve ne yazık ki bu konuda bir “derece” veya “hafifletici sebep” kabul etmiyorum. Bir insan saygısızsa, benim için öyledir ve bu kolay kolay değişmez.

Saygısızlıkla Karşılaştığımda Ne Yapıyorum?

Hayatım boyunca, benden yaşça büyüklerden küçüklere, hatta iş hayatımdaki yöneticilere kadar kimseye karşı saygısızca bir davranışta bulunmadım. Ancak ne yazık ki, tam tersini deneyimlediğim çok an oldu. Bu durumlar beni incitse de kendime olan saygım her zaman önceliğim oldu. Küfür etmek, tartışmak veya kavga etmek yerine, çoğu zaman sessiz kalmayı ve o insanları kendi hallerine bırakmayı tercih ettim. Çünkü benim kendime olan saygım, bu tür seviyesiz tartışmalara girmeme izin vermiyor.

Behzat Ç.’deki Ercüment Çözer’in saygı takıntısı gibi olmasa da benim için saygı, vazgeçilmez bir prensip. Nasıl ben başkalarına saygı gösteriyorsam, aynı saygıyı görmeyi de hak ettiğime inanıyorum. Bu nedenle, saygısızlık gösteren kişilerle arama mesafe koymaktan, hatta hiç iletişim kurmamaktan çekinmiyorum. Kimi zaman bu durum, ilişkilerimin sona ermesine bile neden olabiliyor. Ancak kendi iç huzurum ve benliğime olan saygım, bu kararların arkasında durmamı sağlıyor.


ATAKAN ULU sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Ben Atakan

Bu platform; felsefe, sosyoloji ve eğitim bilimleri arakesitinde yürüttüğüm düşünsel mesainin, araştırma süreçlerimin ve yazı çalışmalarımın bir izdüşümüdür. Burada, akademik disiplinle harmanlanmış kaynaklı çalışmaların yanı sıra, zihnimdeki kişisel sorguların izini sürdüğüm özgün bir anlatı alanı inşa etmeyi amaçlıyorum.

İmajların tahakkümü altındaki gerçeğin silikleştiği bir dönemde, düşünceyi merkeze almak ontolojik bir başkaldırıdır. Bu platform, nesnelerin ve görüntülerin ötesine geçerek hakikate temas etme gayretinin bir ürünüdür.

763 tıklama