Sosyal medya, modern insanın kendini ifade etme biçimlerini kökten değiştirdi. Bir zamanlar sadece kişisel paylaşımların yapıldığı platformlar olmaktan çıkıp, kimlik inşasının, toplumsal statü arayışının ve hatta ekonomik rekabetin ana sahnelerinden birine dönüştü. Bu dönüşümde en çarpıcı örneklerden biri ise “sosyal medyada hakkında bölümüne üniversite mezunu yazma” dürtüsüdür. Bu basit görünen eylem, aslında Jean Baudrillard’ın gösterişçi tüketim toplumu, simülasyon ve simulakr kavramları ile Guy Debord’un gösteri toplumu teorilerini mükemmel bir şekilde açıklayan, karmaşık bir toplumsal gösteriye işaret ediyor. Artık her şeyin içi boş bir gösteriş meselesine dönüştüğü bir çağda, bu akademik etiket neyi temsil ediyor? Gerçekten bilgi birikimini mi, yoksa sadece bir yanılsamayı mı?
Kolaylaşan Üniversite Erişimi ve Boşalan İçerik
Türkiye’de üniversiteye erişimin son yıllarda kayda değer ölçüde kolaylaştığı aşikâr. Yükseköğretim kurumlarının sayısının artması, kontenjanların genişlemesi ve farklı üniversite türlerinin (vakıf, devlet, açıköğretim vb.) yaygınlaşması, üniversite diplomasına sahip olmanın eskisi kadar ayrıcalıklı bir durum olmadığı gerçeğini ortaya koyuyor. Eskiden belirli bir zümrenin veya üstün yetenekli bireylerin ulaşabildiği bir hedefken, bugün birçok genç için neredeyse standart bir eğitim basamağı haline geldi. Ancak bu yaygınlaşma, diplomanın içsel değerini sorgulatan bir durumu da beraberinde getiriyor.
Üniversite kazanmak ve bitirmek, kâğıt üzerinde kolaylaşmış olsa da bu durum her mezunun gerçekten nitelikli olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle bazı bölümlerin kontenjanları doldurmakta zorlandığı, öğrencilerin sadece bir diploma almak amacıyla üniversiteye geldiği, akademik başarısızlıkların yaygınlaştığı gözlemleniyor. Bu durum, eğitim sisteminin kalitesini ve mezunların işgücü piyasasında gerçek anlamda donanımlı olup olmadığını tartışmaya açıyor. Ancak sosyal medyada, bu “kolay kazanılmış” diploma, hâlâ yüksek bir prestij unsuru olarak algılanmaya devam ediyor. Profildeki “üniversite mezunu” “🎓” ibareleri, sanki bireyin üstün bir zekaya, özel bir bilgi birikimine veya seçkin bir sosyal statüye sahip olduğunu kanıtlayan bir başarı nişanı gibi taşınıyor. Oysa çoğu zaman bu etiketin arkasındaki bilginin derinliği, kazanılan yetkinlikler veya topluma katılan gerçek değer ne yazık ki sorgulanmıyor.

Debord’un Gösteri Toplumu ve Dijital Sahne
Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” (La Société du Spectacle) teorisi, modern yaşamın bir gösteri biçimini aldığını öne sürmektedir. Debord (1967)’a göre, kapitalist sistemde gerçek deneyimler yerini temsillerin ve imajların egemenliğine bırakmıştır (Debord 1996; Baudrillard, 2010, s. 12). İnsanlar, artık doğrudan hayatı deneyimlemek yerine, kendilerini ve diğerlerini bir gösterinin parçası olarak algılar ve bu gösteride roller üstlenirler. Bu bağlamda, sosyal medya platformları, Debord’un teorisinin dijital çağdaki en somut yansımalarından biridir. Her bir profil, kişisel bir sahnedir ve her paylaşım, bu gösterinin bir parçasıdır (Baudrillard, 2017; Karapınar, 2017, s. 517).
Üniversite diplomasını ve mezuniyetini sosyal medya profiline eklemek, Debord’un gösteri kavramının mükemmel bir örneğidir. Bu eylem, çoğu zaman bireyin gerçekten ne kadar donanımlı veya bilgili olduğunu göstermekten ziyade, toplumun beklentilerine uygun bir imaj yaratma çabasıdır. Eğitim ve bilginin gerçek değeri, yerini gösterişçi potansiyeline bırakır. Bir diploma sahibi olmak, artık bir bilgi edinme süreci olmaktan çok, dijital bir kimliğin inşasında kullanılan bir araç, bir aksesuar haline gelmiştir. Bu durum, eğitimin özünden uzaklaşarak, yüzeysel bir imaj ve statü arayışına dönüşmesine yol açar. Kişi, sosyal medyada sergilenen bu “başarı” ile, gerçek hayatta belki de sahip olmadığı bir konumu veya saygınlığı elde etmeyi umar.
Baudrillard’ın Simulakrları: Diplomanın Kaybolan Gerçekliği
Jean Baudrillard’ın gösterişçi tüketim toplumundaki simülasyon ve simulakr kavramları, günümüzdeki bu diploma gösterişini daha da derinlemesine anlamamızı sağlar. Baudrillard (1970)’a göre, modern dünyada gerçeklik ile gerçekliğin temsili arasındaki fark giderek ortadan kalkmıştır. Gerçek olanın yerine, simulakrlar -yani referansı olmayan, kendi başına bir gerçeklik yaratan kopyalar- geçmiştir. Bu durum, özellikle sosyal medya gibi dijital platformlarda belirginleşir.
Sosyal medya profillerinde gururla sergilenen “üniversite mezunu” ibaresi, Baudrillard’ın terminolojisine göre bir simulakrdır. Bu ibare, çoğu zaman gerçek bir bilgi birikimine, akademik derinliğe veya pratik yetkinliğe gönderme yapmaktan ziyade, kendi başına bir değer yaratır. Yani, diplomanın kendisi bir anlam ifade etmekten çok, bir imaj veya bir sembol haline gelmiştir (Baudrillard, 2016). Bu imajın arkasında gerçekten ne olduğu ve ne kadar çaba harcandığı veya ne kadar bilgi edinildiği artık ikincil plandadır. Önemli olan, bu ibarenin toplumsal olarak neyi temsil ettiğidir: başarıyı, zekayı, statüyü.
Baudrillard’ın “hipergerçeklik” kavramı da burada devreye girmektedir. Hipergerçeklik (2011), gerçeğin simülasyonunun gerçeğin kendisinden daha gerçekmiş gibi algılandığı bir durumu ifade eder. Sosyal medya profillerindeki “üniversite mezunu” etiketi, gerçekte ne kadar bilgiye sahip olduğumuzdan çok, bu etiketin yarattığı yanılsamanın daha önemli hale geldiği bir hipergerçeklik yaratır. Artık önemli olan, gerçekten ne bildiğimiz değil ne kadar “nitelikli” göründüğümüz, ne kadar “başarılı” bir imaj çizdiğimizdir. Bu durum, eğitimin ve bilginin asli amacından uzaklaşarak, tamamen görsel bir metafor haline gelmesine yol açar.

Sonuç: Eğitimin Boşalan Anlamı ve Toplumsal Yansımaları
Sosyal medyadaki diploma gösterişi, sadece bireysel bir davranış olmaktan öte, modern toplumun temel sorunlarından birini gözler önüne seriyor: gerçeklik ile temsil arasındaki kopuş. Bu durum, maalesef eğitimin ve öğrenmenin içini boşaltıyor. Üniversite kapılarından geçen herkesin, gerçekten bir şeyler öğrenme, kendini geliştirme veya topluma fayda sağlama motivasyonuyla hareket ettiğini söylemek giderek güçleşiyor. Birçok kişi için diploma, sadece sosyal medyada sergilenecek bir aksesuar, bir vitrin öğesi haline gelmiş durumda. Bu da niteliksiz mezunların artmasına, üniversitelerin gerçek bilgi üretme ve yayma misyonundan uzaklaşmasına ve nihayetinde işgücü piyasasında ciddi uyumsuzluklara neden olabilir.
Bu döngü, bireylerin kendi yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmek yerine, toplumsal beklentilere göre şekillenmelerine yol açıyor. Eğitimin bir araç olmaktan çıkıp, başlı başına bir amaç haline gelmesi, bireylerin gerçek potansiyellerini ortaya koymalarının önünde engel teşkil edebilir. Üniversite diploması, sadece bir kâğıt parçası olmaktan çıkıp, dijital çağın sahte bir statü sembolüne dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, toplum olarak eğitimin gerçek anlamını yeniden sorgulamamızı ve bilgiye olan yaklaşımımızı gözden geçirmemizi zorunlu kılıyor. Gerçek bilgi ve yetkinlik mi, yoksa sadece parlak bir sosyal medya profili mi? Bu sorunun cevabı, gelecekteki toplum yapımızı derinden etkileyecek gibi görünüyor.
KAYNAKÇA
Baudrillard, J. (2010). Sessiz yığınların gölgesinde – Toplumsalın sonu (O. Adanır, Çev.; 4. bs.). İstanbul: Doğu Batı.
Baudrillard, J. (2011). Simülakrlar ve simülasyon (O. Adanır, Çev.; 6. bs.). İstanbul: Doğu Batı.
Baudrillard, J. (2016). Simgesel değiş tokuş ve ölüm (O. Adanır, Çev.; 4. bs.). İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi.
Baudrillard, J. (2017). Tüketim toplumu (N. Tutal & F. Keskin, Çev.; 9. bs.). İstanbul: Ayrıntı.
Debord, G. (1996). Gösteri toplumu (A. Ekmekçi & O. Taşkent, Çev.). İstanbul: Ayrıntı.
Karapınar, A. (2017). Gerçeklik ve hipergerçeklik: Baudrillard ve G. Debord anlatılarından hareketle hakikatin yeniden inşası. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(53).


Yorum bırakın